<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>.</title>
        <description>...</description>
        <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 13:12:13 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Mutluluk Denemeleri -II-</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mutluluk-denemeleri-ii_14678341.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mutluluk-denemeleri-ii_14678341.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal align=center&gt;&lt;B&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;bir ses ve koku melodramı; hatıralar&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;Hatıralar ne işe yarar?&amp;nbsp; Geçmişten, kopuk kopuk saniyeleri oynatmak hayalde, nasıl bir duygudur o? &amp;nbsp;İnsanoğluna müstesna; bir hızlı çekim,adeta hayatın sinematografik bir izdüşümü gibi her kafada.Gariptir.Garip olduğu kadar da mucizevi. Biz baştan aşağı değişirken, yıllar öncesini sabitleyebilmek zihinlerimize, ve her seferinde biraz eskise de filmin şeritleri tekrar tekrar okuyabilmek onları... Fevkalade değil midir?&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;Hatırlamak, &amp;nbsp;ve hatırlatmak vardır geçmişi harekete geçiren. Hatırlamak irade işi. &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;</description>
            <pubDate>Mon, 28 Apr 2008 21:51:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bir şiirin çevresinde...</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/bir-siirin-cevresinde_4638824.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/bir-siirin-cevresinde_4638824.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&lt;IMG src=&quot;http://cumaertesi.zaman.com.tr/images/2007/11/17/istanbul.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;İşte, bir sokak, mutlu evlilik, doğan çocuk yankımakta şiirden. Yine de belli belirsiz bir iç ezikliği&amp;#8230; Çoğumuz, eski semtimize yolumuz düştüğünde gönül ezginliği duyarız. Anılar üşüşür. Çocukluğumuz, ilkgençliğimiz, yitirdiğimiz büyükler, bunlar hepsi bir an için yürek burkar. &lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Oktay Akbal&amp;#8217;ın tadı damağımda kalmış kitaplarından biri de Şair Dostlarım&amp;#8217;dır. Anılar, eleştirel yorumlar, gözlemler iç içe, Türk şiirinin ustaları belirir Şair Dostlarım&amp;#8217;da. Çoğu henüz gençtir, yolun başında, ülküler, umutlar kuşanmış&amp;#8230; &lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Akbal, Ziya Osman Saba&amp;#8217;ya uzun bir bölüm ayırmıştır. Orada şaire derin bir sevgiyle yaklaşılır. Ziya Osman Saba&amp;#8217;nın portresinde, bugün varlığına çok ihtiyaç duyduğumuz, gerçek &amp;#8216;gönül adamı&amp;#8217;nı yakalarız. </description>
            <pubDate>Mon, 19 Nov 2007 22:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mutluluk Denemeleri - I -</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mutluluk-denemeleri-i_4631527.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mutluluk-denemeleri-i_4631527.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;Bu yazıyı kaleme aldığım şu anda dışarıda sağanak bir yağmur yağmaktadır.Kahve lekeleriyle desenlenmiş masamın üzerinde ve titreyen lambamın beyaz ışığı altında kağıdıma bir şeyler karalarken yağmurun şu emsalsiz iç musikisi beni tarifsiz ve nedensiz bir hüzne sevkediyor.Yağmurlu günlerin bende kötü bir anısı olduğunu itiraf etmeliyim. Çocukluğum ve &amp;#8217;&amp;#8217;kendimi çocukluktan kurtaramadığım dönemler&amp;#8217;&amp;#8217;in dışında, tüm ağlamaklı ve o bedbaht günlerimin yağmurlu zamanlara denk gelmesinden olacak ki kapalı ve boğuk havalardan hazzetmiyorum.Her sağanak gün,her yağmurlu saat,her ıslak dakika ve her boğuk saniye beni mutsuz ve aciz kılıyor...Ve mutsuzluk bende yağmur sesiyle ahenkli garip bir alaka kazanmış gibi...&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;Şimdi bu hal üzerine ne anlatılır bilmem.Ancak uzun zamandır beni meşgul eden bir mevzudan bahsetmek kararındayım.Mutluluktan ve mutsuzluktan.Öncelikle mutsuzluğa düşmemek için az çok mutlu olmaya ihtiyaç var. Açık söylemeliyim ki dünyada çok az şeye mutlu olan birisiyim.Ve görüyorum ki mutlu insan-mutsuz insan tipolojisinde de açığa çıkan bir dolu şey var. &amp;#8217;&amp;#8217;İşin derinine inmek&amp;#8217;&amp;#8217; gibi zorlu bir kaygım yok, ancak bu iki insanı karşı karşıya getirdiğimde çokça şey keşfettim.Mesela kıskançlık.Kendimden bilirim; ne vakit mutsuz olsam ve ne vakit &amp;#8217;&amp;#8217;yağmurlu zamanlarım&amp;#8217;&amp;#8217; denk gelse kendini açık eden bu durumda hep mutlu ve bahtiyar insanlara takılır gözl.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/mutluluk-denemeleri-i_4631527.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 01 Dec 2007 20:36:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Zannım odur ki...</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/zannim-odur-ki_4631495.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/zannim-odur-ki_4631495.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.fileden.com/files/2007/9/9/1421102/elifgri.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Bilgi çağında yaşıyoruz. Hepimizin hemen herkes ve hemen her şey hakkında bir fikri var. Sade fikri mi? Bir de yargısı. Şunları şunları severim, bunları bunları asla diye net kategorilere ayırıyoruz tanıyalım tanımayalım soframızda bahsi geçen her ismi. &lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Görünüşlerine, söylenenlere göre hükümler veriyoruz bireyler hakkında. Tıpkı insanlar gibi olaylar ve konular hakkındaki fikirlerimiz de köklü ve katı. Televizyon kanallarında her akşam habire tartışma üstüne tartışma izliyoruz. İlla da her konuda farklı fikirlerde olmak ve oradan tartışmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Bu &amp;#8220;mevzilenme&amp;#8221; beraberinde düşünsel sabitlenmeyi getiriyor. Kendimizi ve fikirlerimizi hep bir Öteki üzerinden tanımlandığımız için biz de giderek çivi çakıyoruz bulunduğumuz yere, sahip olduğumuz görüşlere. İşte o zaman usul usul, belki pek de farkında olmadan, &amp;#8220;fikir sahibi&amp;#8221; olmaktan çıkıp &amp;#8220;sabit fikir sahibi&amp;#8221; olmaya doğru yol alıyoruz, pupa yelken. 
&lt;P align=justify&gt;Vaktiyle (ve halen) hakikat ehli buna ZAN dermiş. İnsan ki okunacak bir kitaptır, konuşan kitap hem de... bir insanı sayfa sayfa sabırla okumadan, okumaya çalışmadan hakkında vardığımız tüm o alelacele fikirler birer zan. Evhamlarımız, vesveselerimiz, kaygılarımız, korkularımız hepsi hepsi birer zan. Bir de bakıyorsun bir kadın çatır çatır dedikodu yapıyor bir komşusu hakkında. Söyledikleri kendi ruhunun aynası. Her biri birer zan. Ya da bir adam büyük, kallavi, kestirmeden yargılarla konuşuyor siyaset ya da toplum meseleleri.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/zannim-odur-ki_4631495.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 17 Oct 2007 20:31:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mesut-insanlar-fotografhanesi_4521295.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/mesut-insanlar-fotografhanesi_4521295.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;O akşam işimden erken çıkabilmiştim. Şöyle Beyoğlu'na kadar bir uzanayım, dedim. Köprüden, saatlerdir pis hava ile dolmuş ciğerlerimin teneffüs hakkını vererek, Haliç&amp;#8217;i ve Boğaziçi&amp;#8217;ni selamlayarak geçtim. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bir zamanlar oturduğum semtlerin vapurları yine hep o hareket telaşı içindeydiler. İşte Kadıköyü&amp;#8217;ne kalkacak 6 vapurunun zili çalmaya başladı. İşte Boğaz&amp;#8217;ın Anadolu sahilini yapacak 6, 5... Bir zamanlar saniyeleri bile kıymetli olan bu kâh küsurlu, kâh küsursuz rakamlar şimdi benim için eski ehemmiyetlerini ne kadar kaybetmişler! Zil istediği kadar acılaşabilir, memur demir kapıyı kapamak tehdidini istediği kadar ileri götürebilir; ben artık o vapurların yolcusu değilim, benim oralarda artık kimsem kalmadı. Yüksekkaldırım'dan istediğim kadar oyalana oyalana çıkabilirim. Tünel&amp;#8217;e varınca tramvay bekliyormuş gibi üzüntülü bir hal alarak tramvaya binenleri seyreder, sonra yayan gitmeye karar vermiş bir insan tavrıyla etrafı seyrede ede Galatasaray'a, Taksim'e kadar yürüyebilirim. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Karşımdan insanlar geliyor, arkamdan insanlar geliyor. Arkamdan yürüyenler nihayet beni geçiyorlar, karşımdan gelenlerin bazılarıyla bir an bakışıyoruz; bazıları beni görmüyorlar, benim de görmediklerim oluyor, bana sürtünenler, çarpanlar oluyor. Erkekler, kadınlar, uzun boylular, kısa boylular, yaşlılar, gençler, güzeller, çirkinler, zenginler, fakirler... Kocalı kadınlar, henüz nişanlılar, yalnızlar, kolunda sevgilisi olanlar, anneleri yanında yürüyen küçük çocuklar var. Cahit Sıtkı'nın, bir şiirinde &quot;gün hazinesi&quot; dediği bacaklarını uzun konçlu şosonlarda hapsetmiş bir ömür hazinesi genç kızlar var. Yalınayak çocuklar da var. Ayakları muhafazalıların arasında seğirtip gazete satmaya ç.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/mesut-insanlar-fotografhanesi_4521295.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 18 Oct 2007 16:51:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Rahmetli Tevazu Efendi </title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/rahmetli-tevazu-efendi_4488652.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/rahmetli-tevazu-efendi_4488652.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.fileden.com/files/2007/9/9/1421102/elifgri.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;
&lt;TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=&quot;100%&quot; border=0&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P align=justify&gt;Bir zamanlar beyefendi bir adamcağız yaşardı bu topraklarda. İsmi: Tevazu Efendi.&lt;/P&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;
&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P align=justify&gt;Tevazu Efendi, kılığı kıyafeti yerinde, kendi halinde bir insandı. Eski ve köklü bir ailenin evladıydı. Büyük büyük dedeleri bu memlekette önemli yerlere gelmiş, mevki ve makam sahibi olmuş insanlardı. Her meslekten, her demden insan çıkmıştı onun ailesinden. Ama en çok &quot;hattat&quot; çıkmıştı. Hat sanatı pek yakışırdı bu aileye. 
&lt;P align=justify&gt;Ancak Tevazu Efendi'nin kendisi başka bir meslekte karar kıldı: Gazetecilik. Babasının ve dedesinin bütün nasihatlerine rağmen o yazının şekliyle değil, içeriğiyle ilgileniyordu belli ki. Yazı yazmayı kendine uğraş ve aşk olarak seçmişti. 
&lt;P align=justify&gt;Babıali insanıydı. Ne var ki Babıali'de sık sık rastlanan şişkin EGO ve iflah olmaz NEFS hastalığına yakalanmamıştı. Dedikodu ve iftiradan uzak dururdu. Kalemini saldırmak amaçlı kullanmaz, anlatmak ve aydınlatmak amaçlı kullanırdı. Her dinden, her dilden insanla dostluk kurabilecek kadar önyargısızdı. Kadın-erkek ayırımı yapmaz, insanlararası hiyerarşiler kurmazdı. Kozmopolit kültü.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/rahmetli-tevazu-efendi_4488652.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 20 Jul 2007 15:04:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hem İsmet Özel'i, hem Hilmi Yavuz'u, hem de Enis Batur'u&amp;#8230;</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/hem-ismet-ozel-i-hem-hilmi-yavuz-u-hem-de-enis-batur-u_4488365.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/hem-ismet-ozel-i-hem-hilmi-yavuz-u-hem-de-enis-batur-u_4488365.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.fileden.com/files/2007/9/9/1421102/ihsan%20deniz.jpg&quot;&gt;
&lt;P align=justify&gt;&amp;#8220;Şiirim Gibi Yaşadım&amp;#8221;da, Can Bahadır Yüce, söyleşi yaptığı Hilmi Yavuz'a şöyle diyor: &amp;#8220;Ben mesela, İsmet Özel'i seven birinin neden Hilmi Yavuz'u sevmemesi gerektiğini anlayamamışımdır.&amp;#8221; Buna karşılık, &amp;#8220;Ben kesinlikle öyle düşünmüyorum.&amp;#8221; diye başlayan Hilmi Yavuz, İsmet Özel'in 'kötü şair' olduğundan bahseden sözler ediyor. 
&lt;P align=justify&gt;Bu hususu, yani, İsmet Özel şiirini seven birinin, ne diye Hilmi Yavuz şiirini sevmemesi gerektiği -ya da tersi- hususunu düşündüm. 
&lt;P align=justify&gt;Doğrusu, bendeniz de Can Bahadır gibi düşünenlerdenim. Elbette, aralarındaki kulvar ve kalite farkı söz konusu edilebilir; biri diğerinden üstün bulunabilir.. Ancak, beğeni ölçütleri ve beğeni havzası o kadar çeşitli ve geniş bir şiir okuyucusu çıkar ve pek alâ, hem İsmet Özel, hem de Hilmi Yavuz şiirini sever/sevebilir, beğenir/beğenebilir.. Bir başkasının beğeni skalasına göre ise, İsmet Özel de 'kötü'dür, Hilmi Yavuz da! Bunda herhangi bir 'tuhaflık' bulmuyorum.. 
&lt;P align=justify&gt;Ne var ki, esasında Hilmi Yavuz 'haklı'dır! Zira o, 'kendi adına' yani 'Hilmi Yavuz olarak' konuşmakta ve İsmet Özel'i 'kötü' bulmaktadır.. Kendi ifadesiyle, bu onun &amp;#8220;gusto&amp;#8221;su, yani 'zevki'dir! Şiir anlayışı, şiire bakışı ve yönelimi, beğenisi, estetik donanımı İsmet Özel şiirini 'kötü' olarak algılatmaktadır kendisine.... ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/hem-ismet-ozel-i-hem-hilmi-yavuz-u-hem-de-enis-batur-u_4488365.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 16 Aug 2007 14:27:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İnşallah kelimesi</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/insallah-kelimesi_4488248.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/insallah-kelimesi_4488248.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
&lt;TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=&quot;100%&quot; border=0&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.fileden.com/files/2007/9/9/1421102/elifgri.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;İslam dünyası boyunca -ülke, kıta, şehir farketmez- nereye gitseniz yanınıza alabileceğiniz iki kelime var: İnşallah ve Maşallah. Bu iki kelime o kadar evrensel ki ne vizeye ihtiyaçları var ne pasaporta. Diledikleri gibi seyahat edebilirler tüm dünyada.&lt;/P&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;
&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P align=justify&gt;Bu sene İtalya'da verdiğim bir konuşmadan sonra yanıma gelen Filistinli yaşlı kadını hatırlıyorum. O sadece Arapça ve biraz da İtalyanca biliyordu. Bu iki dili de konuşamadığım için kadıncağızla anlaşamayız, konuşamayız sandım. Oysa o parmağıyla kitaplarımı, sonra da masanın üzerinde duran kalemimi işaret etti, gülümseyerek &quot;Maşallah!&quot; dedi. Ardından beni işaret edip eliyle bir çember çizdi havada, &quot;İnşallah!&quot; diye ekledi. Cümle kurmadan, İngilizce ya da Fransızca gibi ortak bir dile gerek duymadan, yanımıza çevirmen çağırmadan, sadece ve sadece bir &quot;Maşallah&quot; bir de &quot;İnşallah&quot; ile bana mesajını iletmeyi başardı o yaşlı kadın. 
&lt;P align=justify&gt;&quot;Maşallah çok güzel yazıyorsunuz, inşallah tekrar gelin, tekrar kesişir yollarımız...&quot; 
&lt;P align=justify&gt;Ben de gülümseyerek &quot;inşallah&quot; dedim. 
&lt;P align=justify&gt;</description>
            <pubDate>Fri, 28 Sep 2007 14:18:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Basılmamış Kitaplar</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/basilmamis-kitaplar_4488064.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/basilmamis-kitaplar_4488064.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.fileden.com/files/2007/9/9/1421102/elifgri.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;
&lt;TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=&quot;100%&quot; border=0&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P align=justify&gt;Bazen merak ediyorum, Türkiye'de acaba kaç evde, kaç sandıkta-dolapta ya da kutuda senelerdir saklı duran bir edebiyat eseri vardır.&lt;/P&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;
&lt;TR&gt;
&lt;TD class=metin colSpan=2&gt;
&lt;P align=justify&gt;Gün ışığına çıkmayan edebi yazılar sessiz sedasız yıllanıyor evlerimizde. Saklı şairler, saklı yazarlarla dolu memleketin her köşesi. Vaktiyle yazılan şiirler, hikâyeler ve romanlar çarnaçar bekliyorlar okunmayı, takdir görmeyi. Ekseriya bir sır gibi kendine saklıyor bunları yazan kişi. Bazen de sabredemiyor. Yakıveriyor tüm eserlerini. 
&lt;P align=justify&gt;İşin ilginç ve aynı zamanda hüzünlü yanı, kırk sene tek kelime yazmasalar, yazamasalar bile eski yazılarını hatırlarken gözleri doluyor birçok insanın. İlk aşklarından bahseder gibi duygusallaşıyorlar. Adeta ilk sevdaları yazdıkları eserler. Her panelde, her imza gününde, her okur buluşmasında muhakkak rastlıyorum bu saklı hazinelerin izlerine. &quot;Şiir yazıyorum ama kimseye göstermedim, acaba bir bakıp fikrinizi söyler misiniz?&quot; diyen de çok oluyor, bir açıklama yapmadan yazdığı romanı ya da hikâye dosyasını getirip yanıma bırakan da. Bir nostalji, bir gençlik anısı gibi anlatıyor kimileri yazmaya olan merakını. &quot;Eskiden karalardım; ama zamanla bıraktım. Yaşam derdi ağı.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/basilmamis-kitaplar_4488064.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 19 Jul 2007 13:49:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Elif ŞAFAK</title>
            <link>http://mehmetaliarici.blogcu.com/elif-safak_4402666.html</link>
            <guid>http://mehmetaliarici.blogcu.com/elif-safak_4402666.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;IMG src=&quot;http://www.elifsafak.us/resimx/resim_20060806023047_1.jpg&quot;&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Elif Şafak&lt;/STRONG&gt; 1971'de Strasbourg'da doğdu. Türkiye'ye dönmeden önce, İlk gençlik yıllarını İspanya'da geçirdi. Yayımlanan 5 romanı bulunmaktadır. Amerika'da İngilizce olarak yazdığı son romanı &quot;THE SAINT OF INCIPIENT INSANITIES&quot;; Farrar, Straus &amp;amp; Giroux (ABD) Yayınevi tarafından 2004 sonbaharında basıldı. &lt;BR&gt;Şafak, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları ile tamamladı. ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını yaptı. Uzmanlığını Çağdaş Batı Politik Düşüncesi üzerine ve buna ek olarak Orta Doğu Çalışmaları üzerine yoğunlaştırdı. Şafak'ın akademik geçmişi Ortadoğu ve Batı, İslamiyet ve modernizm üzerine eleştirel bakışla yazılmış, toplumsal cinsiyet bilincine sahip, birden fazla disiplinle yoğrulmuş, tekrar tekrar okunacak yapıtlarla beslenmiştir.&lt;BR&gt;Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkında &quot;Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Kadınsılık-Döngüsellik&quot; başlığıyla yazdığı yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi. Şafak, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde de &quot;Türkiye ve Kültürel Kimlikler&quot;, &quot;Kadın ve Ede.. ( &lt;a href=&quot;http://mehmetaliarici.blogcu.com/elif-safak_4402666.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 20 Oct 2006 12:33:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://mehmetaliarici.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>